Duygu Odaklı Terapi (DOT)

DOT evlilik ve aile terapilerinde en çok araştırılan yaklaşımlardan biridir ve çiftleri ve aileleri tedavi etmek için deneysel olarak geçerliliği test edilmiş bir terapi yöntemidir (Jhonson, 2004). Daha çok kanıt temelli tedavi olarak nitelendirilen DOT, bağımsız deneylerde klinik olarak test edilmiş etkili bir terapi modelidir. Sue, Jhonson ve Les Greenberg, bireysel ve sistematik kuramları birleştirerek ve çift terapilerinde nelerin işe yaradığını dikkatlice inceleyerek kendi modellerini geliştirmişlerdir. DOT  (a) bağlanma kuramı (b) yaşantısal kuram (özellikle Carl Roger’ın danışan merkezli terapisi) ve (c) sistem kuramının bütünleştirilmesinden oluşmaktadır. Duygu odaklı terapistler hem kişilerarası (çift ve aile) hem de kişisel sistematik süreçleri içeren duygusal sisteme odaklanırlar.

Terapinin ilk aşamasında, terapist çiftin sorunlu davranışsal etkileşim örüntülerini betimlemek için ( tıpkı diğer sistematik terapistler gibi ) bu örüntüleri besleyen danışanlarının algılarını, duygularını ve bağlanma ihtiyaçlarının altında yatanları (güvenli bağlanma için) belirlemeye çalışır. Terapinin ikinci basamağında, terapist çiftlere birbirleri ile iletişimlerini yeniden inşa etmelerine yardım eder. Böylece her bir partner bir diğeriyle bağlanma ve güven duygusu deneyimini yaşayabilir.

Terapinin son basamağında, terapist çifte yeni iletişim ve etkileşim yaşantılarını pekiştirmelerine yardım eder. DOT, çiftlerin % 90’ında, 10-12 oturum ile  %70-73 oranında düzelme sağlayarak önemli oranda ilerleme ortaya koymuştur (Jhonson, Hynsley, Greenberg ve Schindler; 1999). Bununla birlikte çiftlerin sorunlarının hafifletilmesi için 12 oturum sonrasında davranış kurslarına ihtiyaç duyulmuştur. Araştırmaların çoğu çiftlerle gerçekleştirilmesine rağmen aynı prensipler ve teknikler aile terapisi için de kullanılabilir.

Alana Önemli Katkılar

 Bağlanma ve Sevgi

Sue Johnson’ın duygu odaklı çift terapisi yetişkin sevgi ilişkilerini anlamak için yeni bir paradigmaya dayanmaktadır. Kuramın önermesi temel olarak: “insanlar sadece bebeklikte ve çocuklukta değil hayatın tümünde güvenli bağlanan ilişkilere ihtiyaç duyarlar.” şeklindedir. Bu iddia birkaç on yıl öncesinde genel olarak kabul görmemesine rağmen şimdilerde 21. yüzyılda çift ve aile terapisini radikal bir şekilde yeniden inşa edecek şekilde güçlü bir kanıta dayanmaktadır (Furrow ve Bradley 2011).

Duygu Odaklı Aile Terapisi

Bowlby’nin (1988) insan ve primat yavrularda çocuk ve bakım veren arasındaki fizyolojik, duygusal, güvenlik ve beslenme ihtiyacı üzerine çalışmaları, uzun süredir insani bilimler alanında kabul edilmektedir. Yakın bir zamana kadar bu ihtiyacın zamanla yok olduğuna ve yetişkinlerin böyle güvenli bir bağlanma ilişkisi olmadan fiziksel ve psikolojik olarak da sağlıklı olabileceklerine yaygın olarak inanılmaktaydı. Güncel bir tıbbi araştırma sadece güvenli bağlanmanın fiziksel sağlığı olumlu etkilemediğini, aynı zamanda diğer bağlanma türleriyle hastalıklar arasında ilişkilerin olduğunu bulmuştur. Bu araştırmaya göre, kaçınan bağlanma stilinin acıyla bağlantılı hastalıklarla ve kaygılı bağlanma stilinin ise kalp ve damar hastalıklarla ilişkili olduğu fakat henüz güvenli bağlanma stilinin herhangi bir özel sağlık problemiyle  anlamlı düzeyde ilişkili olmadığı gözlenmiştir (Mc Williams ve Bailey 2010). Uzun yıllardır güvensiz bağlanmanın (kaçınmacı, saplantılı) yüksek oranda psikopatoloji ile ilişkili olduğu bilinmektedir (Mason Platts Tyson 2005). Buna ek olarak bir araştırmada ise güvenli bağlanan yetişkinlerin fiziksel acılarla güvensiz bağlananlardan daha iyi baş edebildiklerini ortaya konulmuştur (Meredith, Strong ve Feeney, 2006). Nörolojik araştırmalar insanların duygusal olarak kendilerini düzenleyebilmeleri için güvenli bağlanmaya ihtiyaçları olduğunu belirtmektedirler (Siegel, 2010).

Duygu Odaklı Aile Terapisi

Sue Johnson, çalışmalarında çiftlere yakın ilişkilerinde güvenli bağlanmayı geliştirmelerinde yardım edecek en kapsamlı yaklaşımı sunarak yetişkin bağlanma kuramının terapiye uygulanmasında öncü olmuştur. Yetişkin bağlanma kuramı çiftlere ait özel ve aile ilişkilerine bağlı karmaşık davranışlarının çoğunu açıklamaya yardımcıdır:  insanlar en çok sevdiklerini iddia ettikleri kişilere nasıl bu kadar kötü davranabilirler?  Problem, insanların ilişki bağlılığında gerginliğin artmasıyla çelişkiye düşmeleridir: insan hem rahatlığın ve güvenliğin kaynağıdır –çatışma halindeyken ise- hem de en tehditkâr tehlikenin içindedir (Johnson, 2008). Bu çelişki terapistlerin çiftlerde ve aile ilişkilerinde sıklıkla gördükleri normal dışı davranışların çoğunu açıklamaktadır.

Johnson (2004), Bowlby’nin (1988) bağlanma kuramına dayanarak yetişkin sevgisini kavramsallaştırmak için 10 temel ilke tanımlamıştır.

  1. Bağlanma İçsel Motive Edici bir Güçtür: Başkalarına bağlanma isteği bütün insanların temel psikolojik ihtiyacıdır. Yani, bir terapistin işi bir danışanın yaşamında en az bir güvenli ilişkisi olana kadar bitmez.
  2. Güvenli Bağlanma Özerkliği Tamamlar: Ne tamamıyla bir bağımsızlık ne de aşırı bir bağımlılık mümkündür, yalnızca etkili ya da etkisiz bağlanma vardır. Yani, terapide terapistin amacı danışanına hayatlarındaki önemli insanlarla etkili bir bağlanma (ya da tercihen karşılıklı bağlanma) geliştirmelerine yardım etmektir.
  3. Bağlanma Temel bir Güvenli Cennet Sunar: Güvenli bağlanma hayatın stresine karşı tampon görevi görür ve stresin psikolojik ve fiziksel etkilerini azaltır.
  4. Bağlanma Güvenli bir Dayanak Sunar: Tıpkı küçük çocuklar gibi, yetişkinlerin de psikolojik sağlıklarını ve gelişimlerini olumlu etkileyen yeni deneyimlere açık olması, keşfetme ve kendilerini özgürce ifade etmelerine yardımcı olması için güvenli bir dayanağa ihtiyaçları vardır.
  5. Duygusal Ulaşılabilirlik ve Duyarlılık Bağlılığı İnşa Eder: Güvenli bağlanma duygusal açıdan ulaşılabilir olmayı, duyarlı olmayı ve uygun tepki verebilmeyi gerektirir. Bu yüzden bu DOT’un eylem aşamasının odak noktadır.
  6. Korku ve Belirsizlik Bağlanma İhtiyacını Tetikler/Aktive Eder: Bir kişi tehdit edildiğinde, olağandışı şekilde rahatlama/güven ve bağlılık duygusu ihtiyacını güçlü bir şekilde hisseder.  Çiftlerde ve ailelerde bozucu örüntüleri körükleyen bu ihtiyaç yoğun bir şekilde gözlenmektedir.
  7. Ayrılık Kaygısı Yordanabilir bir Süreçtir: Bağlanma gereksinimleri karşılanmazsa kişide yordanabilen gerginlik, depresyon,  umutsuzluk, bağımlılık/yapışkanlık gibi tepkiler görülebilir.  Bu sıkıntı, ilkel bir hayatta kalma güdüsü gibi deneyimlenir, böylece sevgi adına işlenen aşırı ve acımasız davranışları açıklayabilmemize de (kabul etmemize değil) yardım eder.
  8. Sınırlı Sayıda Güvensiz Bağlanma Stilleri Vardır: Güvenli bir ilişki artık güvensiz olarak algılanıyorsa, kişi sahip olduğu güvenli bağlanma ilişkisinin tehdit edilmesi ile yaşayacağı tramvaya karşı kendini korumak için aşağıdaki üç tipik bağlanma örüntüsünden birini kullanacaktır.
  • Kaygılı ve Hiperaktiviteli: İhtiyaçlar karşılanmadığında kişi kaygılı hale gelir ve durmaksızın bir ilişkiye ulaşmaya çalışır. Aynı zamanda bu kişi agresif, bağımlı, suçlayıcı ve/veya eleştirici olabilir.
  • Kaçınmacı: İhtiyaçlar karşılanmadığında kişi bağlanma ihtiyacını bastırır. Bunun yerine ilgisiz konulara ve diğer dikkat dağıtıcı şeylere odaklanarak duygusal ve fiziksel olarak kendini geri çeker.
  • Kaygılı ve Kaçınmacı Bağlanma Stilinin Birleşimi: Bu stilde kişi yakınlık ister ve daha sonra, bu talebinden kaçınır.
  1. Bağlanma Kendilik ve Diğerlerinin Çalışan İçsel Modellerini İçerir: İnsanlar kendi bağlanmalarının niteliğine bağlı olarak; kendilerini ve diğerlerini sevilebilir, değerli, yeterli olarak tanımlayabilmek ve başkasına nasıl bağlanacağı ve bu ilişkiden ne bekleyeceğiyle ilgili içsel modeller geliştirirler.
  2. Ayrılma/Yalnız Kalma ve Kayıp Doğası Gereği Travmatiktir: Yalnızlık ve ilişkilerin kaybı, hayatta kalma tepkilerini tetikleyen travmatik deneyimlerdir. Hücre hapsi işkencenin evrensel bir şeklidir.

Kaynak

Psikoterapist Dr.Hüseyin Doğan

Evlilik ve Aile Danışmanı